6 Şubat 2010 Cumartesi

The Hurt Locker

Hollywood'un Amerikan savaşlarına yönelik filmlerine hepimiz aşinayız. Bu filmler hakkındaki dedikoduları da duymuş olmalısınız. Amerikan hükümetinin bu konuda destekleyip düşünceleri manipüle edecek filmler çektirmesi dedikodularından bahsediyorum. Kimi zaman savaşı olduğu gibi her yönüyle gösteren çok değerli filmler de var. İlk aklıma gelen örnek Apocalypse Now. Ama Amerikan askerlerinin kahramanlığını gösterip karşı tarafın düşmanlığını olabildiğince ortaya çıkaran filmlerin yanında çok nadir kalıyorlar.
Bu filmlerden en son çıkanı Hurt Locker. Bağdat'ta göreve giden orta yaşlı bir bomba uzmanı ve onun takımının hikayesini anlatıyor film. Oscar'a aday filmler arasında.
Bence filmin en pozitif ve önemli yönlerinden biri yönetmeninin kadın olması diye düşünmüştüm filmi izlemeden önce. Kathryn Bigelow yönetmiş.
Şimdi düşünün ve bildiğiniz 5 tane kadın yönetmenin ismini yazın yorum olarak. Çok zor tabi kopya çekmeden söyleyebilmek. Bu yüzden kadın yönetmenlerin daha aktif ve ön plana çıkan filmler yapmasını saygıyla karşılıyorum. Ama bu filmi saygıyla karşılamaya içim el vermiyor. Savaşı tamamen Amerikalıların yönünden gösterip tüm Iraklılara düşman kisvesini takmaya çalışmışlar. Film boyunca Iraklı olup iyi insan rolünde oynayan tek kişi porno DVD satan bir çocuktu. O da İngilizce bilip Amerikan askerleriyle dostluk kuruyordu.
Filmde genel olarak Iraklıların acımasızca ve amaçsızca oraya buraya bomba koyması ve Amerikan askerlerini öldürmesini anlatmışlar. Amerikan askerleriyse Iraklıları sözde korumak için canlarını tehlikeye atıp bu bombaları etkisiz hale getiriyordu. Öte yandan Iraklıların en düşmanca göründüğü anlarda Kuran ve ezan sesleri duyuluyordu. Yani sadece Irak halkına değil Müslümanlık'a karşı da bir tavır koyuluyordu.
Film boyunca aklımdan çıkmayan sorular şunlardı: "Eğer Amerikan askerleri şu anda ülkeyi terk etse bundan daha fazla bir kaos ortamı olur mu? Olmamaları gereken bir yerde bulunup bu tür bombalı eylemlere sebep olan Amerikan askerleri değil mi?"
Filmi izledikten sonra fikrim değişti tabi. Keşke bu filmi bir kadın çekmemiş olsaydı diye düşündüm. "İşte bu yüzden" diye başlayan cümleleri siz de tahmin edersiniz artık.

3 Ocak 2010 Pazar

Şiir

Bir paragraf yazasım geldi
Sözlerini dile getirmiş aşıkların söylenemeyen
Nesrin nazma
Yaklaşması da yok değil mi?
Var tabi.

Bir de bilgisayar icat edilmiş
Gayet hoş
Enter'a basınca
Alt satıra geçiriyo ne güzel.
Neden şiir yazmayayım
Dedim.
Şiir ki o,
Sözlerini dile getirmiş aşıkların söylenemeyen
Azıcık da bulutların gölgesinin
Ruhunda nefes alan
Sevginin tohumlarından
Bahsetmek lazım tabi

3 Kasım 2009 Salı

Baise Moi

I recently watched a sick French film called "Baise Moi" (It means "Fuck Me" for those who still doesn't know any French curse words.). I had read somewhere that it was one of the sickest films ever made, that's why I found and watched it. But I don't really recommend people to watch it. Yes, it is sick, but it is poorly shot. No strong scenario, lots of hard-core sex scenes and lots of dead people. There is Thelma & Louise instead for those who want to watch a similar and much better scenario and there is Taxidermia for those who want to watch a good film with really really sick scenes and all that.
Anyhow the following contains some spoilers about the film, I suggest you not to read it if you still want to see the film.

This film made me ask a question. Imagine a situation in which there are some serial killers who kill for no reason almost everybody they come across. But "almost" everybody. They do usual shopping and even meet with some people and become friends, too. Imagine they are on TV everyday for a while, now. And most people can recognize them on sight. If they entered a shop just to buy some coffee and sandwiches with no intention to kill anybody, thus with no weapons on them, and the shopkeeper who recognized them and reached to his gun with fear and killed them. Would he be guilty? Yes, I know they already deserve to die, it's no loss. In fact they deserve to die a few times. But do you think the court would find the man guilty? I don't really trust the judging system of anywhere on the earth so if they applied all the rules properly; I think yes, they would charge him with something.

9 Ekim 2009 Cuma

Rastgele Anlık Düşünceler

  • eksiyle eksini çarpımı niye artı? öörettilerse bile hatırlamıyorum ben?
  • eğer bi programda baştan sona kadar ağlayan bi kadın varsa bırak izleme o programı. çünkü sonunda gülse bile seni tatmin etmiyo hala depresif oluyosun. bunu öörendim ben.
  • björk de ne acayip şarkıcıdır öyle. tipine baksan o kadar masum aynı zamanda o kadar özürlü. hareketleri desen bi agresif bi sinirli. şarkıları da öyle zaten. böyle en masum şarkıda bi anda bi baarıyo, ne olduunu şaşırıyosun. ama ismini söylemek çok hoş. biyörk.
  • bi gün yolda giderken bi adam gördüm. yanındaki kadına saçma sapan baarıp çaarıyodu. kadın da belli ezilen türk kadını. herkes dönmüş adama bakıyodu. o anda esen rüzgarla birlikte adamın peruğu uçtu, kadının ayaklarının dibine düştü. hem adam rezil oldu hem de kadının önünde eğilmek zorunda kaldı. işte bu dedim kendi kendime.
  • kar yağarken sabah erken kalkmayı çok severim. işim yoksa bile erkenden kalkar dışarı çıkarım. o dümdüz kara ilk adım atan ben olmak isterim. benden önce biri çıkmışsa çok kızarım. o ayak izlerini takip edip adamı bulmak, adamı kalıp olarak kullanıp kardan adam yapmak ama kömür, havuç falan takmamak isterim. yarım kalsın ki her mahalleye kardan adamları bozmak için gönderilen o pis çocuklar bozmaya değer bulmasınlar. adam orda donsun. o çocuklar da ayrı bi dert. bi geceden daha uzun süre kalan kardan adamlar için sanat eseri muamelesi nedeniyle noterden tasdik, telif hakkı falan mı istiyolar artık nedendir her yerde mutlaka oluyo bu çocuklardan. onlara ne yapıcaama henüz karar vermedim.
  • insan beyni uyurken çok acayip çalışıyo. tahminimce dışardan uyarı almadığı için rüyada geçen olayları çok hızlı algılıyo. tam uyanma veya uyuma evresinde aniden uyanmalarımdan yola çıkarak söylüyorum bunları. bi de en acayibi normalde aklına bile gelmicek saçma sapan şeyler geliyo aklına. geçen tam uyancam "türk-islam motifi" dedim kendi kendime. ne alaka lan dedim sonra. bugün de tam uyanırken yine bi rüya görüyodum. şimdi otobüste uyancaksın dedim kendi kendime, ama bi yandan evde uyuduumu biliyodum. sonra kendi söylediime inandım ve uyandıımda evde olduuma çok şaşırdım. kendi kendimi kandırdım lan. zeki miyim salak mıyım bilmiyorum.
  • biyörk. ne güzel söyleniyo ya.

6 Ekim 2009 Salı

Ballı Kan

Nedir bu "Ballı Kan"?

Açıkçası ben de tam bilmiyorum. J. C. Grangé'nin Siyah Kan adlı kitabında rastladım ilk bu olguya. Spoiler olmasın şimdi olayı anlatmayayım ama şunu söyleyebilirim; bir seri katilin tüm kurbanlarının kanında bala rastlanıyordu romanda. Nedense çok etkiledi bu beni.

Küçüklüğümden beri çok sık olmasa da büyük miktarlarda kanla haşır neşir oldum. Kurban bayramlarında dedemin kestiği kurbanların kanı çok etkilerdi beni. Kanın ilk önce fışkırmasını sonra da yerle temasının ardından yavaşça süzülüp gitmesini içimde zerre korku olmadan izlerdim. Bu olay beni psikopat yaptı sanmayın sakın. Genelde birkaç saat içinde unuturdum bu olayı. Ne rüyama girerdi ne de daha sonra aklıma geldiğinde rahatsız ederdi beni. O kanı akıtan kişi olmak da istemezdim önceleri. Daha sonraları gözlerinde ifade görebildiğiniz bir canlıyı öldürmenin nasıl bir his olduğu hakkında güçlü bir merak hissetmeye başladım ama yalnızca bu olay değildi beni etkileyen.
Konuya dönecek olursak kana baktığımda, ölmekte olan o canlının yüzüne baktığımdan daha çok içinde hissederdim kendimi olayın.

Kendi kanım aktığında da her seferinde garip bir mutluluk hissederim genelde. Nedenini düşündüğümde saçma sapan sonuçlara varırım her seferinde. Bazen başıma birilerine anlatacak bir olay gelmesi diye düşünürüm, bazen o kadar kan akmasına rağmen ne kadar az acı hissettiğimi düşünürüm. Saçma işte. Ama bunların hiçbirinin gerçek neden olmadığını bilirim içten içe. Sanırım o an salgıladığım adrenalinin etkisi oluyor. Ya da sapıkça hislerimi kendime bile itiraf etmek istemediğimden böyle şeyler düşünüyorum. Bu hislerimi anlattığım insanlar genelde beni kendini psikopat gibi göstermeye çalışan ergen triplerinde olmakla suçluyorlar. Halbuki ben bunların psikopatça olmadığını düşündüğüm için anlatıyorum o insanlara. Acaba onlarda da aynı hisler uyanıyor mu diye merak ettiğimden...

Sonuç olarak söylemek istediğim: Kanı seviyorum. Kan gördüğümde uzun süredir görmediğim bir arkadaşımı görmüş gibi hissediyorum kendimi. Onu gördüğüme seviniyorum ama bir yandan da ondan çekiniyorum.
Balı da seviyorum. Dünyada bozulmayan tek yiyecek olması, insana etkileri ve özellikle de yapılışı çok etiliyor beni. Dedem arıcılık yapmaya başladı kısa zaman önce. Gidip saatlerce izleyebiliyorum o arıların kovana giriş çıkışlarını, kendi kovanlarını korumalarını vs.
Bu biri Newtonian diğeri non-Newtonian iki sıvının aynı ortamda bulunması doğanın güzelliklerinden biri değil mi şimdi?